Tinnitus: Kulakta Çınlayan Nefret – Bölüm 2

Tinnitus - Kulakta Çınlayan Nefret - Bölüm 2

Bir önceki yazımda hastalığımın başlangıç evresinde yaşadıklarımı anlatmaya çalışmıştım. O yazıyı okumayanlar ve tekrar gözden geçirmek isteyenler buradan ulaşabilirler. Bu yazımda ise tinnitus’un bir nevi bendeki gelişme evresinden bahsedeceğim. Bu yazı biz tinnitusluların hastane köşelerinde gözlemlenebilmesi mümkün olmayan çınlamalarımızla neler yaşadığımızı anlamanız için yazılmıştır. Yazıma yapacağınız yorumlar benim için çok kıymetli lütfen çekinmeyiniz.

Neler Olmuştu?

Son olarak Konya’da hastaneye gitmiş ve cihaz kullanmaya teşvik edilmiştim. Tüm bu olaylar olduktan sonra eve gidip yattım. Tabii bundan sonraki bir hafta benim için azap halinde geçiyordu. Sınavlarım bitti ve evime döndüm. O günün akşamı yorgunluğumun da etkisiyle uyuyabilmiştim ama bu hastalıktan muzdarip olanların çoğu gibi gece uyanmıştım. Artık kendimde yeterli kuvveti bulamıyordum aklıma bunu çözebilecek bir çıkar yol gelmiyordu. Defalarca intihar etmeyi düşündüm. Bu sesle yaşayabileceğimi düşünemiyordum. İnternette yaptığım araştırmalar beni bir çözüme yaklaştıramıyordu bile…
Burada belirtmekte beis görmüyorum yazının ilerleyen safhalarında hastalıkla nasıl baş ettiğimi de yazacağım. Sizden ricam sabırla okuyunuz.

Aileme Sığınıyorum

Ailemin yaşadığı şehirde bazı tanıdıklara muayene oldum. Babamın mesleği dolayısıyla pek çok tanıdığımız doktor vardı ve hemen hemen hepsi birbirine benzer şeyler söyledi. Bu hastanede imkanları yetersizdi ve kesinlikle bir üniversite hastanesinde muayene edilmeliydim.

Son olarak Afyonkarahisar Devlet Hastanesinde bir Nöroloji uzmanına muayene oldum. Gece yarıları MR sıraları beklendikten sonra doktor hanım aynen şunu söyledi. ”Beyinde ufak lezyonlar görülüyor. Ege Üniversitesindeki hocalarıma yönlendireceğim sizi.”  Hemen ertesi gün izinler alındı ve yola düşüldü. Tüm ailemde en yakınımdan en uzak akrabama kadar bir korku vardı.Kendi kendime diyordum ki bir kulak çınlaması bu kadar şeye sebep olabilir mi?

İzmir Yolları

Ertesi gün akşama doğru İzmir’e giriş yaptık. Morallerimiz alt üst olmuştu. Bana olan düşkünlüğünü bildiğim için kardeşimin gelmesini istememiştim ve neler olabileceğine dair en ufak bir fikrimiz yoktu. Muayene olacağım doktorun adı Prof. Dr. Ahmet Gökçay idi. Tabii benim için hangi doktorun muayene ettiğinin de zerre kadar önemi yoktu. Benim kulaklarım hala amansızca gürlüyordu ve bunun beynimden kaynaklı olduğu söyleniyordu.

OKU  Zamansız Gelişen Olaylar ve Sonuçları

İşlemlerimin daha hızlı yürümesi için çocuk polikliniğine yatırılmıştım. Bu arada tüplerce kan alınıyor. Her gelen doktor yeni bir şeyler söylüyordu. Düz çizgi üzerinde yürümeler, refleks testleri ve anlatamayacağım bir sürü muayeneden geçtim. Ancak bir Allah’ın kulu da çıkıp şunu şunu yaparsanız çınlamanız geçecek diyemiyordu. İhtimaller iyileşeceğine gittikçe kötüleşiyordu.

O gün gece bir MR daha çekildi. Toplamda bir saat o rezil cihazın içinde kalmıştım. Ve klostrofobimi (kapalı alan korkusu) iliklerime kadar hissediyordum.

İzmir’de İkinci Gün

Şu anda hatırlayamadığım kadar çok doktora muayene oldum. Üniversitede çalışanlardan tutun da ailemin önceden beraber çalıştığı doktora kadar. Zaten tıbba çok güvenmiyordum. O gün kendi kendime dedim ki buralarda benim derdime derman yok. Ben kendi derdime kendim derman olmalıydım. Kimseye isyan etmeye hakkım yoktu. İçimde fırtınalar kopuyordu. Tek istediğim hastaneden koşarak uzaklaşmaktı. Ancak orada durmamın tek sebebi ailemin gözlerinde çaresizliği görmüş olmamdı. Burada kalmalı ve bu imtihana göğüs germeliydim.

Ben kendimi ölüme karşı cesur zannederdim. Daha doğrusu ölümden korkmazdım. Ancak o gün orada olanlar benim bu deli cesaretimi de kırdı. Belki de fazlaca şuursuzdum ölüm konusunda. Çünkü o hastaneler öyle yerler ki yalnızca bir arazi üzerine kurulmuş binalar değiller. Sanki hayat ve memat denen arsaların sınırlarına konuvermiş yapılar.

O gün testler yine normal hızında devam ediyordu. Farklı hastalıklardan şüpheleniliyordu. Örnek olması açısından söyleyeyim MS hastalığı da bunlardan birisiydi. Ve bu hastalığın bende bulunup bulunmadığını tespit edebilmeleri için beynimden sıvı çekmeleri gerekiyordu.

Tinnitus’un Getirdiği İlk Eziyetler

Mideniz hassas ise bu paragrafı okumamanızı tavsiye ederim çünkü tüm canlılığıyla olayı tasvir etmeye çalışacağım. Doktor, beyninden sıvı çekeceğiz deyince ilk başta kafamı falan kıracaklar zannetmiştim. Evet burada bir denek pozisyonundaydım ve her şey olabilirdi. Kısaca bana belimden sıvı çekeceklerini, yeni doğan bebeklere bunun yapıldığını, korkmamamı, hareket etmememi söylediler. Ailem odanın dışına çıktı yanımda sadece amcam kalmıştı. Cenin pozisyonuna getirildim ve hareket etmemem için amcam diziyle üzerime bastırdı. O an bildiğim tüm duaları okuyordum ve tir tir titriyordum. Evet, dağ gibi delikanlıyı iki büklüm tir tir titretiyorlardı.  Belimden içeriye bir iğne soktular. Ama sıradan bir iğne değildi. Epeyce büyük görünüyordu. O an belki de korkumun etkisiyle içimden yaşam enerjimi boşaltıyorlarmış gibi hissettim. Soğuk terler boşanıyordu sırtımdan. Bir dakikalık o süre bana adeta bir yıl gibi gelmişti. Sonra delinen yere pansuman yapıp kapattılar.

OKU  Yeterlilik-Yetişme İsteği-Yetiştirememe Kaygısı

Bundan sonra sıvının yerine gelmesi için bol miktarda kahve ve kola içecektim. Ayakta durmayacaktım çünkü baş ağrısı yapıyordu. Neredeyse iki litre kola ve bir sürü kahve içtim. İlk tecrübem de bundan sonra oldu. Kafein çınlamamı hissedilir derecede artırıyordu. Sıvının analizi için bir miktar para ödedik ve sonuçlanmasını bekledik. Tabii ki yine sonuçlarım tertemiz çıkmıştı. Bu tinnitus olayı objektif ve gözlemlenebilir bir şey değildi. Kesinlikle subjektifti ve benden başka hiç kimsenin duymasına imkan yoktu. Günlerce beyin filmlerinin sonuçların doktorların peşinden koştuk. Artık o kadar tükenmiştim ki çınlamam daha fazla moralimi bozamıyordu. Bir yandan ailemin çaresizce maddi vaatlerde bulunması beni çok üzüyordu. Sana şunu alalım bunu alalım gibi. Gözlerinin önünde eriyordum. Buna bir son verip toparlanmam gerektiğini düşündüm. Bu insanların bir suçu yoktu, benim de bir suçum yoktu. Ama bu hastalığın olması gerekiyordu ve olmuştu.

Afyon’a Dönüş

Ben hastanedeyken Yasin’ ler okunmuş kurbanlar kesilmişti. Onlara göre sağ salim dönmüştüm, herhangi bir rahatsızlığım yoktu. Pek çok kez anlatmayı denedim. Ancak benim için yalnızca üzülebiliyorlardı. Fazlasını yapamazlardı. O gün bir karar verdim. Bu duruma bir hastalık olarak bakmayacaktım. Bu durum, artık benim bir parçamdı. Onunla yaşamalıydım. Doktorlar söylediğinde çok öfkelenmiştim ama gerçek buydu. İnkar etmenin, isyan etmenin hiç bir faydası yoktu. Tinnitus ile mücadele edemezdim. Ona galip gelemezdim. Sonucu belli olan bir satranç oyununda gibiydim. Ve mat olmamak için elimde savunmaya yönelik hala taşlarım vardı. Onları kullanmalıydım.

Yeniden Başladığım Yerdeyim

Öncelikle hala dostlarım vardı. Onlarla konuşmak beni rahatlatıyordu. İzmir’de bulunduğum süre içerisinde hiç ummadığım insanlardan telefonlar almıştım. Tinnitus benim yaşam kalitemi düşürmüştü ama yaşama karşı farkındalığımı artırmıştı. Yalnızlığı çok severken bir anda bundan sıyrılmaya başlamıştım. Çünkü yalnız kaldığımda tinnitus yanı başımda tüm heybetiyle beliriyordu. Gündüzleri onu duymamayı öğrendim zamanla. Dışarıdaki çeşitli seslere odaklanarak çınlamamın sesini maskeleyebiliyordum. Su sesi beni çok rahatlatıyordu. Dışarıda oturacağım zaman istemsiz olarak suyun olduğu yerleri tercih ediyordum. Yaşamımın odak noktası bir anda kafamın içerisinde benimle yaşayan ses oluvermişti.

OKU  SOSYAL PSİKOLOJİ, DOSTOYEVSKİ VE TOLSTOY

Yazımın bu bölümümün de sonuna geldim. Eğer bana yardımcı olmak isterseniz iletişime geçmenizi çok isterim. Sağlıcakla kalın. Her şey gönlünüzce olsun.

Muhammet Mevlüt TUNÇER

Muhammet Mevlüt TUNÇER

Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 3. sınıf öğrencisiyim. Tinnitus rahatsızlığına sahibim. Kitap okumaya ve yazmaya meraklıyım. Teknolojiye karşı da boş değilim. Beni buralarda bulabilirsiniz.
Muhammet Mevlüt TUNÇER

Latest posts by Muhammet Mevlüt TUNÇER (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2016 uzam.org içeriği 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile
5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu tarafından korunmaktadır.
Hakkında|İletişim|Gizlilik Politikası|Kullanım Şartları – İçerik Hakları|Sitemap