Çocuk ve Çocukları Büyütürken Yapmış Olduğumuz Hatalar

‘‘Çocuklar kamera kaydı yapan cihazlar gibidir, çocukluğunda neyi kaydederse büyüyünce kaydettiklerini oynatır.’’ Az önce okumuş olduğunuz söz aslında bu konuyla ilgili yazacaklarımın bir nevi özeti olup çocukluğun önemini vurgulamaktadır. Hepimiz dünyaya farklı koşullar altında gelip farklı koşullar altında büyütülerek ayrı bireyler oluruz ve herkesin kendisine ait kişisel özellikleri bulunur. Burada bahsedeceğimiz konu çocukların büyütülmesi üzerine olacaktır. (Çocuk gelişimi üzerine…)

Çocuk kamera kaydı yapan cihazlar gibidir.

Ebeveyn Stillerinin Gelişim Alanlarıyla Olan İlişkisi

Birçok kişilik kuramcısı çocukluk dönemindeki yaşantıların önemli olduğundan bahsedip ileriki dönemde de bu yaşantıların etkisini gösterdiğini dile getirirler. Kimi bu yaşantıların çok önemli olduğunu ve her zaman etki edeceğini kimi ise önemli ancak ileriki zamanlarda kişinin kendi çabasıyla da kontrol altına alınabileceğini söyler. Biz burada kişilik kuramcılarının savundukları olgudan ziyade çocukluk yaşantılarının gelecekte olan etkilerinden ve anne-baba tutumlarından bahsedeceğiz. Şu da bir gerçek ki istisnasız bütün kuramcılar çocukluk yaşantılarının gelecekte etkisini gösterebileceğinde hemfikirdirler. Çocukların büyütülmesinde anne-babalara önemli görevler düşüp anne-babaların bu konuda tutumları oldukça belirleyicidir. Birçok ebeveyn stili olup bunların en belirgin ve yaygın olanlarından bahsedecek olursak; koruyucu, cezalandırıcı, talepkar ve demokratik gibi ebeveyn stillerinin olduğunu söyleyebiliriz.

Bizim toplumumuzda kolektif kültür egemen olduğu için toplumsal normları önemsediğimizden dolayı anne-babalar çocuklarını büyütürken doğal olarak bunları çocuklarına da aktarmış olurlar. Buna somut bir örnek verecek olursak; anne-babalar kız çocuklarının ‘‘hanım kız’’ olması için gayret gösterirler. Buradan yola çıkıldığında ahlak gelişiminde Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Evrelerinden, Geleneksel Düzeyin, İyi Çocuk Olma ve Kanun ve Düzen Eğilimi dönemine denk geldiğini söyleyebiliriz. Zaten, Geleneksel Düzey 8-14 yaş aralığında olup bu dönemin çocuğun okul hayatının başlangıcından erinliğin sonuna kadar olan zamanla örtüştüğünü söyleyebiliriz.

Ahlaki gelişim çocukların büyütülmesi sürecinde sadece bir boyutu olup verilen örnek pekişsin diye bahsettik. Ancak bilişsel, kişilik, ahlak, sosyal gibi gelişim alanları birbirleriyle etkileşim halinde olup birbirlerinden etkilenebilmektedir. Örneğin ahlaki olarak aşırı kuralcı, otoriter olan bir ailenin çocuğu ileride çekingen bir kişilik yapısına sahip olabilir ya da sosyallik açısından yalnız kalmayı tercih edebilir. Görüldüğü gibi gelişim alanlarının birbirleriyle etkileşim halinde olduğunu söyleyebiliriz. Bir sonraki paragrafta bu gelişim alanlarının bir bütün halinde anne-baba tutumlarının çocuk yetiştirme sürecinde nasıl olduğunu göreceğiz.

OKU  13. Ulusal PDR Öğrencileri Kongresi: Efsane Kongre

Koşullu Olumlu Kabul Altında Çocuk Büyütmek

Koşullu Olumlu Kabul Altında Çocuk Büyütmek

Anne-baba tutumlarının geneline bakıldığında çocuklarını ‘‘koşullu olumlu kabul’’ altında büyütürler. Yani anne ve babalarımız bizlere sevgi ve şefkat gösterirler. Ancak bunu koşulsuz yapmazlar. Hatta çoğu anne ve baba, çocukları kendilerinden beklenenleri yerine getirdiği sürece çocuklarını sever. Anne ve baba, çocuğun davranışını onaylamadığında sevgilerini geri çekerler. Çocuklar da sadece anne ve babalarının istediklerini yaptıkları sürece sevildiklerini hissederler. Örneğin, anne-babalar çocuğunun okulda başarılı olma koşuluyla ona bisiklet, telefon alabileceklerini söylerler ancak başarılı olamadığında bisiklet, telefonu almayı bırakın sevgiden mahrum bıraktıkları bile olmaktadır hatta cezalandıranlar bile vardır. Bundan dolayı da çocuk anne-babasından onay alabilmek, sevgi görebilmek için ders çalışır. Hatta ileride kendi istediği mesleği yapmaktan ziyade anne-babasının istediği mesleğe yönelirler.

Başka bir örnekte de anne-babası çocuğunu uslu olduğunda ya da hiç hata yapmadığında sevgisini gösterip ilgilenirler. Oysa her çocuk, davranışlarıyla koşullandırılmamış saygıya gereksinim duyar. Koşullu olumlu kabulün bir sonucu olarak çocuklar, kendi gerçek duygularını ve isteklerini terk etmeyi ve sadece anne ve babalarının uygun gördüğü özelliklerini sürdürmeyi öğrenir. Yetişkin olduğumuzda da sevdiğimiz insanların onayını, dolayısıyla da sevgisini ve desteğini kazandıracak olan özelliklerimizi kendilik kavramımızla bütünleştirme sürecini sürdürürüz. Buradan şu anlaşılıyor ki anne-babalara göre eğer çocukları istedikleri gibi olursa bu durum onlar için memnuniyet vericidir. Çünkü çocuğu dediklerini birebir yapıyor, toplumun kurallarını sorgulamadan uyabiliyor vs. Ancak bu durum çocuklar için ne kadar sağlıklı? Gelin bir de bunlara bakalım.

Cezalandırıcı, otoriter anne-babalar daha çocuklarının yaşının üzerinde davranmasını beklerler. Örneğin daha 4 yaşındaki bir çocuğun her yaramazlık yaptığında cezalandırılması gibi. Bu aileler her zaman çocuğunun akıllı, uslu, efendi olmasının bekleyip çocuğuna yetişkinmiş gibi davranarak en başından hata yaparlar. Adı üstünde daha çocuk bunu şımartmak manasında söylemiyorum, çocuk o yaşta eğlenecek, düşecek kalkacak ki yaptıklarından lezzet alacak çocukluğunu yaşayacak. Eğer ki aileler bunu engellerse işte o zaman sorunlar ortaya çıkıyor. Çocuk açısından olabilecek zararları maddeler halinde aşağıda açıkladım.

Koşullu Büyütülen Çocuklarda:

  • Düşük benlik algısı ortaya çıkmakta olup kendisini tanımada, anlamlandırmada sorunlar yaşayabilmektedir.
  • Özgüven eksikliği ortaya çıkıp yeni bir şeye kalkışmaya cesareti olmayabilmekte, belli bir kuralı olan sabit görev, işlere yönelmektedir. Ayrıca başarısız olacağına dair endişeler olacağından risk almak da istemezler ve başarıya pek fazla odaklanamazlar.
  • Düşük benlik saygısı oluşabilir ve kendisinde gereken önemi vermez, kendisinin fikirlerinden ziyade çevresinin, toplumun görüşleri daha çok ön plandadır.
  • Kendisini ifade etmekte zorluklar yaşayabilir ve kendi istediklerini gerçekleştirmekte sorunlarla karşılaşabilir.
  • Koşullu büyütüldüğünden dolayı dışsal motivasyon ön planda olduğundan yapmış oldukları davranışları anne-babası, çevresi öyle istediği için yapar yani ortada herhangi bir motivasyon kaynağı yoksa o davranışı gerçekleştirmezler. Bundan dolayı içsel motivasyonlarına pek fazla önem vermezler.
  • Topluma aykırı davranışlarında topluma uyabilmek ya da dışlanmamak için yoğun savunma mekanizmasına başvurabilirler. Yaptıklarını inkâr edip, yansıtabilirler ya da bastırabilirler.
  • Sorumluluğu kendisi istediği için değil çevresi istediği için alırlar.
  • Karar verme, problem çözme becerilerinde sorunlarla karşılaşabilirler.
  • İletişim becerilerinde, sosyal ilişkilerde sorunlarla karşılaşabilirler.
  • Kendisinin önemsendiği, kendisini oraya ait hissettiği gruplara, faaliyetlere katılabilirler ve orada kendilerini iyi hissetmek için çaba gösterirler ayrıca katılmış olduğu grubun emir ve yasaklarına özenle uymak için çaba gösterir.
  • Tutarsız davranış, düşüncelere sahip olabilirler.
  • Belirli bir kimlik kazanma konusunda sorunlar yaşayıp topluma uygun kimliği seçebilirler.
  • Sahip olduğu yeteneklerini sırf toplum onaylamadığı ya da anne-babası istemediği için geri plana iterler ve istenilen duruma uyabilmek için yoğun çaba harcayabilirler ancak zorluklarla karşılaşabilirler.
  • Mükemmeliyetçi, obsesif kişilik örüntülerine bürünebilirler gibi.
OKU  İnsanlar İyi mi Yoksa Kötü mü? (Eğitim)

Aslında Çoğumuz Benzer Anne-Baba Tutumlarıyla Büyütülüyoruz Sadece Bu Tutumların Şiddet Derecesi ya da Gelişim Alanları Farklı

Yukarıda verilen durumların hepsi tabi ki bir çocuğun büyüdüğünde görüleceği anlamına gelmez. Bu durumların biri ya da birkaçı görülebilir. Ancak burada durumun varlığından ziyade durumun şiddetidir. Yani bir çocuk özgüven eksikliğini belirli bir alanda mı yaşıyor yoksa tüm alanlarda mı? Ya da bir şeye karar verirken her zaman mı sorun yaşıyor yoksa belirli bir durumda mı? Eğer ki her zaman sorunlar yaşıyorsa burada ciddi bir cezalandırıcı, talepkar anne-baba tutumunun olduğundan bahsedebiliriz. Yoksa hepimiz yukarıda verilen durumlardan bazılarını şiddetli olsun ya da olmasın yaşamış bulunmaktayız. Burada bu durumun şiddetini anne-baba tutumu, çevre ve kültürel değerler belirlemektedir.

Genel olarak toplumumuzda cezalandırıcı, talepkar ebeveyn stillerine rastladığımızdan dolayı sonuçta belirli şartlar altında büyümekteyiz. Tekrardan altını çizecek olursak kimi ebeveynler daha esnek kimisi de daha katıdır yani büyüdüğümüzde anne-babamızın tutumlarının etkisini bazılarımız daha az hissetmekte bazılarımız da daha çok hissetmektedir. Ayrıca bazı anne-babalar çocuğunun eğitim hayatına pek fazla müdahale etmezken toplumsal kurallara uymasında baskı kurarlar, bazıları toplumsal kurallardan ziyade eğitim hayatına karışırlar, bazıları ise her alanda çocuklarının gelişiminde müdahalede bulunurlar.

Sonuç

Kişilik kuramcılarından İnsancıl Yaklaşımın savunucusu olan Rogers; ‘‘koşulsuz olumlu kabulün olması gerektiğini söyler’’. Eğer koşulsuz olumlu kabul görürsek, ne yaparsak yapalım kabul göreceğimizi ve sevileceğimizi biliriz. Anne ve babalar, yaptıkları davranışı onaylamamalarına rağmen, onları her zaman seveceğini ve kabul edeceğini çocuklarına hissettirmelidir. Bu koşullar altında çocuklar, olumlu kabulün ortadan kalkmasına neden olabilecek düşüncelerini ve duygularını inkâr etme gereği duymazlar. Hatalarını ve zayıflıklarını kendilik kavramlarıyla bütünleştirmekte ve doya doya yaşamakta özgür olurlar. Ebeveyn stili olarak demokratik anne-baba tutumu olması gereken bir stil olup çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüyebileceğini ve fonksiyonel davranışlarda bulunarak, kendi isteklerini, tercihlerini gerçekleştirebileceği ancak bunları yaparken de sorumluluk alacağının bilincini de taşımış olacaktır. Kısacası kendisini rahat bir şekilde ifade edecektir.

OKU  Bilinçaltına Uzanan Yolculuk

Bu konuyla ilgili daha çok şey yazılabilir ancak genel hatlarıyla vermeye çalıştım. Yazının içeriği olarak anne-baba tutumlarının çocuğun ahlaki, kişilik, sosyal gibi gelişim alanlarıyla olan etkileşiminden, ebeveyn stillerinden, koşullu olumlu kabul kavramının çocuk yetiştirmedeki etkisinden, ileride yaşanan sorunlardan bahsettim ve sonuç olarak nasıl bir çocuk yetiştirilmesi gerektiğine değindim. Belki bu konuyla ilgili farklı yazılar yazma durumum olabilir bunun için siz değerli okuyucularımın görüşlerine ihtiyacım var sizlerin fikirlerini de her zaman almak isterim.

Selametle ve yeni yazılarımda görüşmek üzere…

Osman Türkmen

Osman Türkmen

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık son sınıf öğrencisiyim. Psikoloji, felsefe, teknoloji, coğrafya ve biyoloji alanlarıyla ilgilenmekteyim ve yazılarımı genellikle bu alanlarda yazmaktayım. Yazılarım hakkında geri bildirimde (olumlu ya da olumsuz) bulunursanız memnuniyet duyarım.
Osman Türkmen

1 Bu yazı hakkındaki yorumlar

  • Bir blog okuru

    10 Eylül 2016 at 10:03
    Bilgilendirici bir yazı olmuş, elinize sağlık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2016 uzam.org içeriği 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile
5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu tarafından korunmaktadır.
Hakkında|İletişim|Gizlilik Politikası|Kullanım Şartları – İçerik Hakları|Sitemap