Cemil Meriç – Türkiye’nin Ruhu ve Türk Düşünür

Cemil Meriç - Türkiye'nin Ruhu ve Türk Düşünür

Bu yazımda sizlere ilk olarak Türk düşünür Hüseyin Cemil Meriç‘in hayat hikayesinden bahsedeceğim. Daha sonra onun yansıtıcı kişiliğiyle birlikte ve bunun üzerinden Türk düşünce ve siyaset meydanlarında yaşananları aktarmaya çalışacağım. Cumhuriyet dönemi toplumsal yapıdan bahsedeceğim. Türkiye’nin ruhu aslında nasıl kaybedildi? Bu konuya Cemil Meriç ve diğer aydınların cevabı ne olmuştur asıl noktaya dikkat çekmeye gayret göstereceğim.

Hüseyin Cemil Meriç Kimdir?

Cemil Meriç Türk muharrir(yazar), tercüman ve düşünür 12 Aralık 1916 tarihinde Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde dünyaya gelmiştir. Özellikle sosyoloji, felsefe, edebiyat, tarih ve dil gibi sosyal bilimlerin çoğu alanında çalışmalar yapmıştır. Bu alanlarda eserler oluşturan Cemil Meriç bir fikir adamıdır. Türk dili ve edebiyatına bıraktığı eserleri ve çevirileriyle önemli bir yeri bulunur ve böyle kabul edilir. Aynı zamanda Ümit Meriç(Sosyoloji profesörü)’in babasıdır. (Kaynak: Vikipedi sayfasından esinlenilerek yazılmış bir bilgidir.)

Cemil Meriç – Hayatı

Cemil Meriç - Hayatı

1912 yılları Balkan Savaşının patlak verdiği yıllardı… Osmanlı İmparatorluğunu çökerten cihan harbinin Balkan Savaşları sırasında prova edildiğini biliyoruz. Başarı ile sonlanan bir provadır. Türkler 500 yıldır ellerinde bulundurduğu Rumeli topraklarını bu savaşta kaybeder. Bu savaş esnasında bir zamanlar imparatorluğunun payitaht şehri olan Edirne bile düşmüştür. Selimiye Camii Bulgar askerlerinin bir kışlası haline gelmiştir. Sadece toprak değildir elden giden o topraklar üzerinde yaşayan insanlarını da yitirir Osmanlı İmparatorluğu… Bir yandan düşman ordusunun diğer yandan açlık, kıtlık ve bulaşıcı hastalıkların kırdığı Rumeli aileleri mevcut haldedir. Tek çareleri vardır: “Anadolu’ya göç etmek…

Cemil Meriç’in ailesi de bu göç hareketinin içinde bulunduğu Rumeli Türklerindendir. Ailesi İstanbul’dan sonra Hatay‘a geçer ve Reyhanlı‘ya yerleşir Cemil Meriç bu ilçede dünyaya gelmiştir. Tarih 12 Aralık 1916’dır…

Cemil Meriç – Çocukluk Yılları

Cemil Meriç - Çocukluk Yılları

Çocukluk yılları bir insanın kaderinin çizildiği dönemlerdir. Cemil Meriç hayatı boyunca çekeceği derdi, sıkıntıyı ve dışlanmayı o zamandan itibaren yaşamaya başlamıştır bile… Bir kader çizgisi, göçmen bir ailede dünyaya gelme, düşman gözüyle bakan bir çevre ve keşfedilmesi zorunluluk getiren bir dünya… Yapayalnız ve bu dünyada bir başına kalmaya mahkumdur. Bütün çocukluk arkadaşları oyunlar oynarken o bir başına kalmıştır. Kitapların dünyasında bir başına kalmıştır. 4 yaşında okumayı öğrenir. Akranları daha kitaplarda resimlere bakabiliyor ancak o Mehmet Emin Yurdakul’un eseri Türk Sazı Dergisini okumaktadır. Bulunduğu ortama göre çok farklı giyimlidir, gözlüklü ve kısa pantolonlu… 4 yaşında 4 numara miyop

Babası çeşitli nedenler yüzünden hayata gücenmiş eski bir yargıçtır. Az konuşur, çatık kaşlıdır, hal ve hareketlerine akıl, sır erdiremediği bir insandır. Annesi bu yabancı dünyaya aşina olmayan hasta bir kadıncağız. Silik, mızmız…

12 Aralıkta doğan Cemil Meriç ise hep itilip kakılmıştır. Düşman bir dünyada dostsuz büyümüştür. Daima başkası gibi, daima yabancı kalmıştır… Düşman bir ortamda, çevrede ister istemez kitaplara kaçmıştır…

İlkokul yılları biter ve daha sonra Antakya Sultanisine başlar. Tam da aradığı gibi bir okuldur ve ortaokul değil de bir fakülte olarak görmektedir bu okulu. Öyle bir okul ki Birleşmiş Milletler’in açtığı bir okul gibi… Böyle bir fikir adamının tarihe adını yazdırması bu okuldaki eğitim ortamıyla sağlanmıştır. Hatay o yıllarda Fransız Mandasıdır. Okul müfredatı da ona göre şekillenmiştir. Tarih, Arapça ve Türkçe dışındaki dersler hep Fransızca okutulmuştur. Cemil Meriç bu sayede Fransız Edebiyatını yakından tanıma imkanı bulur. Okuma yelpazesinin genişliği kendi akranlarından çok daha üst seviyededir.

Cemil Meriç – Yazmaya Başlaması

Cemil Meriç - Yazmaya Başlaması

Cemil Meriç parlak bir öğrencidir. Fikirlerini, düşüncelerini başkalarıyla paylaşmak ve tartışmak ister. Ancak hocaları da dahil olmak üzere bu fikir ve düşüncelerini tartışacağı kimse yoktur çevresinde. Her yıl birincilikle bitirir okulu ancak bu durumdan memnun değildir. Çünkü başarı gelip geçici bir saman alevidir onun gözünde. Yazmaya başlamalıdır ve ancak bu şekilde sönmeyen ateşi yakmaya başlar. Çünkü yazının ışığı hiçbir zaman sönmeyecektir…

1933’de bir yerel gazete olan Yenigün gazetesinde ilk yazısı çıkmıştır. Yazısının başlığı ise Geç kalmış bir müsahebe‘dir. Daha sonraları ise Hatay halkının Fransız Mandasına karşı çıkması gerektiğini anlatan, savunan bir yazı yazmıştır. Bu yazısını Türkçü anlayış güden bir gazetede yayımlar. Ancak son sınıfta Cemil Meriç ve yazdığı yazı Fransız istihbaratının dikkatini çeker ve mimlenir. Fransız karşıtlığı içeren yazısıyla mimlenmiştir…

OKU  Lanetli Donanma: Savaşçı Mezarları Mekanı

Bu olaylar yüzünden son sınıfta okuldan ayrılmak zorunda kalır ve lise diplomasından mahrum kalmıştır. Bu mahrumiyeti daha sonraları da devam eder. 4 numara miyop olan gözleri 6 numara olmuştur. Gözlerinin ışığı gitgide sönmektedir… 

1936 yıllarında İstanbul’a gelmiştir. Marksist bir anlayış taşır ve İstanbul’a geldiğinde kendisine marksist bir çevre edinmeye başlar. Bu marksist çevrenin ortasında Nazım Hikmet ve Kerim Sadi vardır.

Yıllardır aç kalmıştır bu koca şehirde. Yapayalnız kalmıştır. Gurbet ve açlık düşündükleri ve yaşadıkları arasındadır. İstanbul gibi bir şehrin kaldırımlarında hiçbir zaman aç kalmamıştır Cemil Meriç. Öncüsü olduğu beşeri değerleri kirletmemek adına aç kalmaya razı olmuştur.

İstanbul gibi bir yerde tutunması zordur o da daha sonra memleketine geri dönme kararı alır. Yıl 1937… Bir zaman ilkokul öğretmenliği görevinde bulunur. Ondan sonra ise sınava girerek İstanbul Tercüme Odası‘na girmiştir. Her şeye rağmen mutludur ve bu mutluluğu da elinden alınır. Aniden görevine son verilmesi durumu gerçekleşmiştir bile. Sadece bir telefon emriyle ilkokuldaki görevine son verilmiştir. Hatay’ın bağımsızlığını alması ve bağımsız devletin kuruluş hazırlıklarının yapıldığı bir zamanda Hatay Aktepe’de nahiye müdürü olarak çalışır. Bu göreve atanmıştır. Bu görevinden tam 22 gün geçtikten sonra yeniden görevden alınır yine bir telefon emriyle beraber…

Cemil Meriç – Ağaç Yaşken Ezilmiştir

Cemil Meriç - Ağaç Yaşken Ezilmiştir

Sene 1939 ve nisan ayı saat sabah vakitleri… Polis görevlileri Cemil Meriç’in Reyhanlı’daki evine girer ve 300 kadar kitap ve dergi koleksiyonuna el koyar. Yargı süreci başlamıştır. Antakya’ya götürülen Cemil Meriç yargılanır ve hapse atılır. Suçu: “Bağımsız Hatay hükumetini devirmeye teşebbüs ve komünizm propagandası yapmaktır.” Savcının talebi net ve serttir: “İdam!

Ankara’daki rejim, resmi olan ideolojinin dışında kalmış bulunan her türlü görüşü ezmeye azmetmelidir. Cemil Meriç korkusuzca ve haykırarak muhalifliğini belli etmiştir bile: “Ben marksist biriyim!” böyle bir cümle Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde ilk defa duyulmuş ve yankı yapmıştır. “Ben bir marksistim!” der Cemil Meriç…

Ezmişlerdi! Cemil Meriç herhangi bir Batı memleketinde büyük bir düşünce adamı olabilirdi ancak onu ezmişlerdi. Acaba daha böyle ezilen kaç kişi vardı memleketinde? Cemil Meriç’e göre her aydınlığı söndürmeye, ezmek için azmetmeye koşan zavallı bir memlekette yaşıyordu. Karanlığa yeterince alışan gözleri yıldızların rahatsız ettiği bir memleket… En seçkin en donanımlı evlatlarının beynini ve kalbini itlere peşkeş çektiren bir memlekette yaşadığını düşünmekteydi…

Cemil Meriç mahkeme sırasında Marksist olduğunu haykırdığı zaman şunu düşünmüştü. Tek bir işçinin eline dahi sıkmamıştı bu güne kadar… Sadece namusuna sahip çıkan bir adam olmak için korktuğu için sustu dedirtmemek için onun için bir sığınak olmuştu Marksizm. Bir kaçma, bir sığınak ve bir yaşama gerekçesiydi… Belki de gerçekten inanıyordu bu görüşe ezildiği yıllar ve ezilenlerin yanında olmak istemesi… Bilemiyordu…

İki ay tutuklu kaldı Cemil Meriç daha sonra beraat etmiştir. Devletin ellerinden kurtulmuştur fakat bu sefer polis görevlilerinin nefesini ensesinde hissetmiş ve yatarken polis korkusuyla yatmış, uyanırken yine polis korkusuyla uyanmıştır. Hapis hayatı bittikten sonra bir daha geri dönmeyeceği İstanbul macerası yeniden başlamıştır onun için. Kültürün ve tarihin başkenti İstanbul’da yaşama kararı vermiştir.

Geçmiş: Bir Avuç Talaş…

Cemil Meriç - Geçmiş Bir Avuç Talaş

İstanbul’a gelen Cemil Meriç 24 yaşında… Yaşından çok daha olgun beyni alev alev yanan bir delikanlıdır. Ömrünün sonuna kadar Marksist düşünceye bağlı kalmıştır. Herhangi bir düşünce kalıbına da bağlı kalmamıştır. Türkiye meselelerini çözmek için hiçbir formüle bağlı kalmayacak kadar bu konunun derin olduğunu düşünmüştür. Kendi krizlerini yatıştırmak için durak bildiği Ateizm, Türkçülük ve Sosyalizm onu hiçbir şekilde hiçbir zamanda meşgul edememiştir. Ruhunu, hafızasını kaybeden ülkesinde büyük bir arayışın içinde olan bir adamdır.

İstanbul’a geldiği zamanlarda üniversitede Yabancı Diller Okulu‘na kaydını yaptırır. Ancak Cemil Meriç hocalarının hatalarını yüzlerine vuracak kadar donanımlı ve bilgilidir. Hocalarından Sabri Esat Siyavuşgil onu yanına çağırır ve onun bu derslere hiç ihtiyacı olmadığını söyler. Okula gelmemesi gerektiğini de belirtir. Cemil Meriç ise böylece kendisini kitapların dünyasına kapatmıştır.

Salah Birsel Cemil Meriç’in eşi benzeri olmayan bu tutkusuna şu şekilde tanıklık etmiştir. Cemil Meriç gece gündüz okurdu bu sebeple gözlerinin kuvvetini gün geçtikçe biraz daha yitirirdi. Cemil Meriç buna hiç aldırmazdı. Masasının üstüne sandalyeyi yerleştirir Cemil bu sandalyenin üstüne kendisi de çıkarak kitabını ışık kaynağına otuz santim uzaklıkta okumaya çalışırdı. Bunu ampulün kablosunu masasına ulaştıracak kadar parası olmaması yatardı. Bu parasızlığı da eline geçen tüm parayı kitaplarına yatırmış olmasından kaynaklanırdı.

Bu kitaplara ayırdığı kıymetli zamanlar yeri ve zamanı geldiğinde artık yalnızlığına çare olamamıştır. Fevziye Menteşoğlu ile Kerim Sadi aracılığı ile tanışır. İlk tanışmalarından birkaç ay sonra Cemil Meriç ve Fevziye Menteşoğlu Kadıköy Kaymakamlığında hayatlarını birleştirmişlerdir. 19 Mart 1942 ile başlayan ve atılan ilk adımla beraber 41 yıl sürecek olan bir kader ortaklığı süreçleri başlamıştır.

OKU  Ergenlerin kişilik özellikleri ile sanal zorbalık kullanmaları

1942 yıllarında haziran ayında yüksekokuldan mezun olur. Mecburi hizmetine başlaması adına Elazığ’a stajyer Fransızca öğretmeni olarak atanmıştır. Coğrafya öğretmeni olan Fevziye Hanım da tayinini Elazığ’a ister. Kıtlık, açlık ve zor zamanlar geçirmişlerdir Elazığ’da…

Cemil Meriç ve ailesi için sıkıntılar sadece bunlarla sınırlı değildir. Elazığ’da stajyerlik konumunda bulunan Cemil Meriç bu stajyer öğretmenlikten kurtulamaz. Stajyerliği kaldırılmadığı gibi eşinin tayin işlemleri de aksatılmıştır. Elazığ’ın iklimi bu yaşananlardan daha da acımasız olabilmektedir. Eşi Fevziye Hanım bu hava koşullarına dayanamaz ve peş peşe iki çocuğunu düşürerek kaybeder. Geçim sıkıntısı, polis ve bürokrasi korkusu yine de gidip buz gibi salonda öğrencileriyle dertleşen bir adamdı Cemil Meriç…

İstanbul’a geri dönüş…

Cemil Meriç - İstanbul'a Geri Dönüş

Eşinin üçüncü çocuklarına hamile olduğunu öğrenen Cemil Meriç mecburen İstanbul’a geri dönmek zorunda kalmıştır. Elazığ’daki işinden de istifa eder. 1 Nisan 1945 yıllarında ilk çocuğu dünyaya gelir. Mahmut Ali Meriç o sıkıntılar arasında babasının tam da istediği bir teselli olmuştur. Daha sonra kız kardeşi Ümit dünyaya gelir. Ümit babası için şans getirmiştir çünkü Cemil Meriç on gün sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne Fransızca okutmanı olarak atanmıştır.

O yıllarda Türkiye Cumhuriyeti Batılılaşma hareketleriyle boğuşmaktadır. Geçmişini, kütüphanelerini, fikrini ve düşüncelerini yitiren bir ülkenin bu hareketin içerisine girmesine anlam veremez Cemil Meriç… Bu yüzden arada kalır ve kendi tabiriyle Araf’a çekilmeye karar verir. Bu onun için en uygun olanıdır diye düşünmektedir.

Ülke 1950 seçimlerine sürüklenmiştir. Bu seçim demokrat partinin zaferiyle sonuçlanır ve Cumhuriyet Halk Partisinin 27 yıllık iktidarı son bulmuştur. Demokrat Partinin seçim sonrasında uyguladığı af kanunu özgürlüğe bir adım ve özgürlük kavramının genişleyeceğine dair belirtiler olarak görülmektedir. Düşünce suçu olarak bilinen bu suçla içeride yatan Nazım Hikmet ve Kemal Tahir içeriden bu af ile birlikte çıkacaktır.

1950 yılları Cemil Meriç için düşünce özgürlüğü dediği kavramın anlam bulduğu yıllardı belki de… Ona göre Batı kültürünün sömürgesinden kurtulmak isteyen Türkiye ancak düşünce özgürlüğünün sağlandığı bir ortamda vücut bulabilirdi.

Türkiye çoktan mazisinden demir almış bir gemi gibiydi… Bir daha geri dönmeyecek olan, bilinmeyen bir yolda ilerleyen, dümeni kırık, pusulası olmayan ve kimliksiz bir gemiydi. Böyle bir gemi nasılsa bir fırtınada yolunu kaybedip gidecek ve elbet bir gün batacaktı. Peki bu gemiyi kurtaracak olan şey neydi? Cemil Meriç bu hayati soruya şöyle cevap verir: “Bir milletin düşünce özgürlüğü kavramından mahrum olması yaşama haklarından da eksik kalması demektir. Düşünmek ve fikir sahibi olmanın ilk koşulu sahici bir kimlik kazanmaktır.

Bizler ne Doğu’nun farkındayız ne de Batı’nın… Bizler en az kendimizi tanıyoruz… Biz Müslüman oluşundan utanan, doğulu oluşundan utanan, Türk oluşundan utanan, geçmiş tarihinden utanan, dilinden utanan, kendini bilmez bir hale geldik. Bütün Müslüman kimliğimizden sıyrılacak olsak Batılının gözünde Haçlı Seferlerinde tek kılıcıyla tekbir getiren askerleriyiz…

Cemil Meriç – Işığını Kaybetmek

Cemil Meriç - Işığını Kaybetmek

18 yaşlarında arkadaşına kendinin anlattığı ve hayal ettiği bir mektup yazar. Bu mektupta Cemil Meriç kendinden şöyle bahseder: “Ben liseden diplomasını alamadığı için kahvehane köşelerinde ömrünü çürüten biri olacaktım ya da okumak ve araştırmak adına gözlerinin gücünü feda eden biri…” Kehanet midir bilinmez ancak Cemil Meriç bu okuma aşkı ve tutkusu uğruna feda ettiğini gözlerinin ışığını 38 yaşında kaybeder ve kör olur…

OKU  Uzam Nedir? Bu uzam.org neyin nesi...

Ancak bu durum onu yıldırmaz zaten en güzel şeyler umudunu yitirdiğin zamanlarda olmamış mıdır? Her yıkım yeni bir başlangıçtır. Küllerinden yeniden doğmak efsanesi ve motifi (Zümrüdü Anka Efsanesi) Cemil Meriç’in gözlerinde ilmek ilmek işlenir. İşleyen bir tezgah ışıksız kalabilir ancak tutkusuz kalmasın!

Türkiye Ruhunu Nasıl Kaybetti?

Cemil Meriç - Türkiye Ruhunu Nasıl Kaybetti

Cemil Meriç’e göre Türkiye aslında ruhunu kütüphanelerini, eserlerini, dilini, tarihini ve değerlerini yitirerek kaybetmiştir. Ve bütün bunlara olan inancını yitiren bir milletin bütün bu değerlerinden utanması ile birlikte Türkiye ruhunu kaybetmeye mahkum olarak kalacaktır. Cemil Meriç hiçbir zaman bu değerlere olan inancını yitirmemeye çalıştı. İnsanın yeryüzündeki kimliği ve benliği arayışı içerisine girerek hep araştırdı, soruşturdu, okudu daha fazla okudu. O kadar çok okudu ki bu okuma tutkusu, aşkı onun gözlerini kör edecek noktaya kadar gelmişti bile…

Pers İmparatoru Mısır’a doğru sefere çıkarken zaferden emindi. Çünkü bütün kahinler onun bu zaferi alacağından bahsediyordu. Mısır savaşı kaybetti, kahinlerin dedikleri doğru çıkmıştı. Pers İmparatoru Kambis için bu zafer yeterli değildi kalenin önüne bir otağı kurdurdu. Savaştan mağlup çıkan kral Kısamelut bu otağa getirildi. Onu buraya getirmenin tek bir amacı vardı onu aşağılamak…

Otağın önünden önce generalleri geçti kralın… Hepsinin yüzü düşük ve asık ezilmenin verdiği utançla birlikte geçiyorlardı kralın önünden. Kralın ifadesinde hiçbir değişiklik yoktu gururlu gözlerle bakıyordu çevresine… Sanki önünden geçen ordu savaşta kendisi için savaşan ordu değilmiş gibi…

Çok sonra kralın kızı güzeller güzeli prensesi geçer önünden. Bir Pers aşçı yamağı kızının saçlarından tutar ve onu sürüklemeye başlar. Ona bir cariye gibi davranmaya başlamışlardır. Kralın yine kılı kıpırdamaz hiçbir şey olmamış sanki önünden geçen kendi kızı değilmiş gibi…

Daha sonraları ise kralın oğlu gelir etrafında görkemli Pers askerleriyle beraber. Bu askerler idam ederler onu oracıkta. Kral yine tepki vermez hiçbir şekilde sesi de çıkmıyordur. Sanki kendi oğlunu öldürmemişler gibi…

En son olarak kralın hizmetçisi geçer otağın önünden. Kral kendinden geçer zincirlerini kırmak ister. Dizlerine vura vura dövünmeye başlar. Ağlar ağlar… Pers İmparatoru şaşırmıştır bu durumu hayretle izler olanları. Ordusunun ezikliğine, kızının sürüklenmesine, oğlunun öldürülmesine ses çıkarmayan kral peki şimdi en değersiz şeyi olan hizmetçisine fazlasıyla üzülmüştür… Neden?

Çünkü insanoğlu onun için en değersiz olan ne varsa onu kaybetmiş olduğunda her şeyini kaybettiğini anlamıştır.

 

Toprağın kaybedilmesi, toprağının kaybedilmesi… Hangi Türk aydın, düşünce ve fikir adamına sorsanız biz neyi kaybettik sorusuna cevabı toprağımızın kaybedilmesi olmuştur. Cemil Meriç’in bu soruya cevabı ise bu olmuştur: “Türkiye ruhunu kaybetmiştir. Toprak ise en değersiz şeylerimizden birisidir. En değersiz şeyimizi kaybettiğimizde belki de her şeyimizin kaybedildiğini anladık, ruhumuzu…”

 

Kaynak – Cemil Meriç – Türkiye’nin Ruhu ve Türk Düşünür

Bu yazı ve içerik Türkiye’nin Ruhu: Cemil Meriç Belgeselinden esinlenilerek yazılmış ve oluşturulmuştur…

Bu yazımda Türk düşünür, fikir adamı ve aydın Cemil Meriç’in hayatından, onun okuma tutkusu ve aşkından, Cumhuriyet Dönemi toplum yapısından, Türk düşünce ve siyaset alanlarında yapılanlardan, Türkiye’nin ruhunu nasıl kaybettiğinden bahsetmeye çalıştım…

Okuduğunuz için teşekkürler… Başka bir tarihi inceleme ve bilgi içeren yazılarımda görüşmek ümidiyle…

Takip et!

Faruk Yaman

Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü son sınıf öğrencisiyim. WordPress ile çalışıyorum tasarım ve kod bilgisine sahibim. Öğrenmeye de devam ediyorum elbette. Beni burada (uzam.org) eleştiri, felsefe, psikoloji ve birazcık da teknoloji ağırlıklı yazılarımla görebilirsiniz...
Takip et!

4 Bu yazı hakkındaki yorumlar

  • Bir blog okuru

    14 Ağustos 2016 at 16:44
    Çok güzel bir yazıydı, ellerinize sağlık.
    • Faruk Yaman

      14 Ağustos 2016 at 16:52
      Rica ederim, bu güzel yorum için ben teşekkür ederim...
  • Parlak

    10 Ekim 2016 at 23:47
    Güzel ve ayrıntılı bir yazıydı gerçekten. Teşekkürler..
    • Faruk Yaman

      14 Ekim 2016 at 21:06
      İlgi ve alakanız için ben teşekkür ederim...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2016 uzam.org içeriği 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile
5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu tarafından korunmaktadır.
Hakkında|İletişim|Gizlilik Politikası|Kullanım Şartları – İçerik Hakları|Sitemap